Pazartesi, 27 Ekim 2014 07:24

"BUBU'NUN ÇEMBERİ"

Can Yayınları Danışmanı psikolog (NDS 03) Cemre Soysal’ın bu ilk çocuk kitabı Can Çocuk Yayınları tarafından yayınlandı.

Orman sakinlerinin hayatı ormanın en güzel ağacı, dev ağaç Bubu’nun gölgesinde geçer. Bubu’nun tehlike altında olduğunu öğrenen dostları onu kurtarmak için seferber olur.

Pazartesi, 27 Ekim 2014 07:21

"KISKAÇTAKİ İNSAN VE İSYAN"

1994 yılından beri Cumhuriyet Gazetesi’nde çalışan gazeteci (NDS 82) Özlem Yüzak’ın toplumsal sorunları irdelediği ilk kitabı Kırmızı Kedi
Yayınları’ndan çıktı. Kitap kıskaçtaki insanı anlatıyor;

Siyasi otoritenin kıskacı, ekonomik kıskaç, dini kıskaç, mahalle baskısı derken üstelik özgürlük ve demokrasi söylemi altında dar bir alana hapsoluyor yaşamlar. Ve insanlar ne olduğunu tam olarak anlayamadan çember giderek daralıyor... Kitabın amacı küçük bir durum saptaması yapmak ve geleceğin izdüşümlerini aramak... Her şeyin değiştiği dünyada; var olan düzenin asla ve asla değişemeyeceğine olan inancın yıkılması, belki de ilk adım...

Pazartesi, 27 Ekim 2014 07:19

"İMZA:BEN"

Destek Yayınları’nın yayınladığı, babalara yazılan mektuplardan oluşan “İmza: Kızın” ile başlayan serüven, daha sonra eşlere, hayali prenslere yazılan mektuplarla “İmza: Karın” ile devam etmişti.

Seri, kadınların “İmza: Ben” diyerek “son bir söz” söylemek istedikleri kişilere yazdıkları mektuplarla sona eriyor. Geçmişleriyle, gelecekleriyle, kendileriyle, sevdikleriyle, sevmedikleriyle hesaplaşan 154 kadından ikisi de bizim mezunumuz: (NDS 70) Emine Esenkova Gönel ve (NDS 90) Ayşe Serpil Sayar Şengör.

Pazartesi, 27 Ekim 2014 07:17

"TÜRKİYE'NİN AKDENİZ SİYASETİ"

Türkiye’nin Akdeniz Siyaseti 1923–1939: Orta Büyüklükte Devlet Diplomasisi ve Deniz Gücünün Sırları

(NDS 78) Prof. Dr. Dilek Barlas ile Doç. Dr. Serhat Güvenç’in yazdığı ve Koç Üniversitesi Yayınları tarafından yayınlanan kitapta iki dünya savaşı arası dönemde Türkiye’nin Akdeniz’deki etkinlik arayışlarının diplomasi ve deniz gücü boyutları ele alınıyor. Güvenlik arayışındaki Ankara’nın savaş sonrası Avrupa devletler sistemine eklemlenme çabalarına dikkat çekilerek bunun Osmanlı ve Cumhuriyet diplomatik tarzları arasındaki güçlü bir sürekliliğe işaret ettiği sonucuna varılıyor.

Pazartesi, 27 Ekim 2014 07:12

"İZMİR SON DURAK"

(NDS 64) Ester Almelek, Minval Yayınları’ndan çıkan “İzmir Son Durak” adlı eserinde İzmir’de başlayıp Berlin Kreuzberg’den Şanlıurfa Göbeklitepe’ye kadar uzanan bir hayat öyküsünü işliyor duru Türkçesiyle... Çılgın partileri, arkeolojik kazıları, insanlık hallerini; insanın başarı hırsını, hayata küskünlüğünü, tökezlemesini, yenilenmesini okuru sıkmadan, yormadan, uzun ve dolambaçlı anlatımlara yer vermeden ele alırken izleği aşk oluyor...

Çarşamba, 30 Eylül 2009 00:00

"BU ŞEHRİ SEVİYORUM" KİTAPEVLERİNDE

20 yıl önce Almelek Sanat Galerisi’ni kuran, o günden beri yöneticiliğini de yürüten (NDS 64) Ester Benezra Almelek’in tutkuyla sevdiği İstanbul’u anlatmak için  kaleme aldığı ilk kitabı Bu Şehri Seviyorum, İnkılâp Yayınları tarafından yayınlandı.

Yaşadığı deneyimlerden yola çıkarak, İstanbul’un yanı sıra hayatını etkileyen, sık sık ziyaret etmiş olduğu Viyana, Paris, Venedik şehirleri hakkındaki duygu ve düşüncelerine de kitabında yer veren Almelek, ağırlıklı olarak İstanbul’u, yaşanmışlıkları, kültürel zenginliği, çok sesliliği zarif bir dille metne aktarmış.

Kitabın Hıfzı Topuz tarafından yapılan tanıtımından ufak bir alıntı : “Kentlerin iz bırakan yanlarını romantik bir ressam gözü ile kâğıda dökmüş.”

Aşk ve cinsellik, gurur ve inat, gitmekle kalmak, iki sevgili arasında hiç bu kadar tartışılmamıştı. "Bir kadınla erkeğin birbirini anlaması, birbirini istemesi, birbiriyle anlaşması, birbirlerini çok seviyor olsalar bile neden bu kadar zor?" diye düşündü Hayal. Evet, Uğur'u seviyordu, onunla sevişmekten zevk alıyordu ama niye her sevişmelerinde sorun çıkıyordu? Birbirlerini bu kadar sever ve vazgeçemezken neden yatakta da, hayatta da an İtişilmiyorlardı? Uğur ve Hayal mi anlaşamıyordu, yoksa ta başından beri Adem'le Havva da mı anlaşamamıştı? Güçlü, başarılı ve çekici iş kadını Hayal, tutkuyla âşık olduğu genç, duyarlı, yakışıklı sevgilisi Uğur'u cinsel terapi yaptığı kadın hastalarıyla ne kadar paylaşabilecek? İkisinin de vazgeçemediği bu büyük aşkın öyküsünü bir solukta okuyacaksınız.

Yazgülü Aldoğan medya dünyasının yakından bildiği bir isim: Yaklaşık on yıldır Posta gazetesinde köşe yazarlığı yapıyor. Bahar aylarında da ilk romanı “Kiralık Adam” Alfa Yayınları’ ndan çıktı ve kısa sürede en çok satılanlar listesine girdi. Yazgülü Aldoğan aşkı, cinselliği, özellikle de kadın cinselliğini ele alan bu romanına Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği tarafından yürütülen bir araştırmanın esin kaynağı olduğunu söylüyor. Piyasaya çıktığı andan itibaren büyük ilgi çeken, hızla yeni baskıları yapılan “Kiralık Adam” ın yazarı, ortaokulu Notre Dame de Sion’ da, liseyi Üsküdar Kız Lisesi'nde okudu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu Gazetecilik Bölümü’ nden mezun olduktan sonra ANKA Ajansı' nda muhabir olarak işe başladı; bu onun gazetecilik hayatının da başlangıcı oldu.

Aldoğan, halen Posta gazetesindeki köşe yazarlığının yanı sıra Kültür Üniversitesi' nde medya araştırmaları dersi veriyor, siyaset, kültür, sanat, edebiyat ve eğitimle ilgileniyor.

Pazartesi, 21 Temmuz 2008 00:00

ILGAZ DAĞLARI'NDAN BATNAS TEPELERİNE

Cumhuriyetimizin ilk kadın üniversite mezunlarından (NDS 35) Saffet Arutay Tanman’ın Batnas Tepelerinde Zaman isimli ilk kitabından sonra son kitabı Ilgaz Dağları’ndan Batnas Tepeleri’ne de Yapı Kredi Yayınları tarafından yayınlandı. Yazarın Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in ilk yıllarını, Notre Dame de Sion ve İstanbul Üniversitesi’ndeki günlerini, evliliğini, arkadaş çevresini anlattığı kitap Türkiye’nin kurtuluş ve kuruluş yıllarına da ışık tutuyor.

Okulumuzun 1935 mezunlarından Saffet Tanman, 1940’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Romanoloji, Türk Edebiyatı ve Felsefe bölümlerini bitirdi.  Eşinin görevi nedeniyle uzun yıllar Hamburg ve New York’da kaldıktan sonra yurda döndü ve 1949’dan itibaren hayatının büyük bir kısmını Söke’de, Büyük Menderes Ovası’nda aileden kalan arazilerin ıslah ve imarına ayırdı. 40 ve 50’li yıllarda çeşitli gazete ve dergilerde öyküleri ve edebiyat eleştirileri yayımlandı.

“Hatıralarımın bazılarını rafa kaldırıp koymuşum, pek hoşlanmadıklarım herhalde. Ama şimdi onları da raftan indiriyor, tozlarını alıyorum. Her hatırayı sanki yeniden yaşıyorum. Kimini istediğim şekilde hatırlayıp zevkini yaşıyorum, o zamana o unutulmaz ana gidiyorum. Vücudumda her zerremin zevkle titrediğini, gençleştiğini hissediyorum. Bu sırrı bozmamak için aynaya bakmaktan korkuyorum. Bizden her şeyimizi alsalar da işte bunları alamazlar: Sevgili hatıralarımız.” Ilgaz Dağları’ndan Batnas Tepeleri’ne, savaş yıllarında yolu ailesiyle Anadolu’ya düşmüş bir İstanbul kızının çocuk, gençkız ve hanımefendi oluşuna ilişkin anılar yanında üç büyük savaşın ardından, Türkiye (Kastamonu, Ankara, İstanbul, İzmit, Söke), Almanya (Hamburg) ve Amerika (New York) üçgeninde yaşananlar, portreler, ince değinmeler ve tanıklıklar ortasında geniş ve köklü bir ailenin de serüveni. Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in ilk yıllarından başlayarak Dame de Sion ve İstanbul Üniversitesi’nde öğrenim, evlilik, büyüklü küçüklü aile üyeleri, hısım akraba, konu komşu, eş, dost ve arkadaş çevresiyle bu anılar Türkiye’nin kurtuluş ve kuruluş yıllarına, Batnas Tepeleri’nde Zaman’ın öncesine ışık tutuyor.

TADIMLIK (GİRİŞ)

İlk torunum Behire ile biz aynı günde doğmuşuz. Senelerce bu böyle kutlandı. Ben artık hatırlamak istemiyorum. Ama torunlar söz dinlemiyor. Yine bir akşam az da olsa toplanmak istiyorlar.

Adaların güzel sonbaharını yaşıyorum. İşte yine doğum günü geldi çattı. Bazı arkadaşlar, eş dost, gençler gelecekler. Arka bahçede çiçekler arasındaki düzlüğe masaları birbirine ekleyerek uzun bir masa kurup üç sofra örtüsü ile üstlerini örttük. Baha, bahçenin yeşil yaprakları ve çiçeklerle masayı süsledi. Ben de doğru mutfağa daldım.

Seneler beni yüz yaşıma doğru sürüklerken belki içimizden bazıları benim için korkuyor ve yaşlanıyorum diye üzülüyor. Şunu söyleyeyim ki ben yaşlanmaktan çok memnunum. Çünkü şimdi hayatımı yaşıyorum. Geriye bakınca çocukluk, sonra mektep, hep çalışmak, okumak, muvaffak olmak; hayat mücadelesi, ekmeğini kazanmak, derken evlilik lâzımmış evlenmek, doğum lâzım doğurmak... O çocukları yetiştirmek, hep didişmek, hep koşmak, telâş içinde yaşamak.

Bir evin önünden günde üç beş defa da geçsem, “O ev ne renkti?” diye sorsanız bilemezdim. Çünkü etrafa bakıyor, ama göremiyorduk. Vaktimiz yoktu. Şimdi rahat rahat etrafımı seyrediyor, bazı bir çiçek karşısında bir saat kalıyorum. Onun rengi, kokusu, içinin ilâhî ahengi, yaradılışı. Her şey ölçülü, en ufak teferruatta dahi nizam hakim.

Düşünüyor, düşünüyor… Anlamak için Allah’tan yardım istiyorum. Her şey derine gidilirse beni şaşırtıyor.

Ama hayat güzel, yaradılış muazzam bir muhabbet rüzgârı ile ürperiyor.

Türlü türlü yemekler yapılıyor. Bir yanda çeşitli hamur tatlıları, oğlum almış, getirmiş İstanbul’dan. Baktım bir de cevizli tel kadayıfı. En sevdiğim hamur tatlısıdır.

“Demek çocuklar unutmamış, dedim...” Hoşuma gitti.

Güneş batarken çamları okşayıp esen mis kokulu poyraz bahçeyi serinletmişti. Mumların ve fenerlerin ışığında bir çocuk sevinci içinde neşe ile yemeğimizi yedik. Dostlara bir teşekkür etmek istedim. Kalkıp konuşmaya başladım:

“Oradan buradan, uzaktan yakından ellerinizdeki hediyelerle sevinerek geldiniz. Hepinize teşekkür ediyorum. Birkaç şey söylemek istiyorum. Bugünkü bu neşeniz, bu ruh hafifliğinizin sebebi, bu toplantının özünde sırf muhabbet olmasıdır. Dünyada en büyük kuvvet muhabbettir. Bir insan hayatında bir kere sevmiş ve ilâhî muhabbet kaynağından bir yudum tatmış, kendinden geçmişse o an ebedîdir ve bizde yaşar. Şimdi her şeyin kıymetini biliyorum. Her şeyden zevk alıyorum. Velhasıl yaşlanmaktan memnunum. Benim için üzülmeyin. Hâlâ neler yapmak, neler yazmak istiyorum...”
Nitekim çocuklarım ve genç dostlarım hatıralarımı yazmamı istediler, beni teşvik ettiler, böylece ben de yazdım.

Esra Okudan, Fatma Er, Fulya İbanoğlu ve Meryem Üke, bu kültürlü, akıllı, güzel insanlar okunması pek kolay olmayan yazılarımı okuyarak bilgisayara geçirdiler, günlerce çalıştılar ve bu çalışma bir muhabbet havası içinde severek ve isteyerek yapıldı. Çok teşekkür ediyorum. Bu mevzuda beni cesaretlendiren, ayrıca metinlerin redaksiyonunda bana yardımcı olan aile fertlerine ve dostlara teşekkür ediyorum.
Hatıralarımın bazılarını rafa kaldırıp koymuşum, pek hoşlanmadıklarım herhalde. Ama şimdi onları da raftan indiriyor, tozlarını alıyorum. Her hatırayı sanki yeniden yaşıyorum. Kimini istediğim şekilde hatırlayıp zevkini yaşıyorum, o zamana o unutulmaz ana gidiyorum. Vücudumda her zerremin zevkle titrediğini, gençleştiğini hissediyorum. Bu sırrı bozmamak için aynaya bakmaktan korkuyorum. Bizden her şeyimizi alsalar da işte bunları alamazlar: Sevgili hatıralarımız.

Okulumuzun 70 mezunlarından gazeteci-yazar Zeynep Atikkan 1970- 1974 yılları arasında Fransa’da Siyasal Bilgiler okudu; daha sonra Avrupa Birliği Komisyonu Genel Sekreterliği’nde stajını tamamlayıp yurda döndü.

1977 yılında gazeteciliğe ekonomi muhabiri olarak başladı. 1977-2004 yılları arasında Akşam, Günaydın, Güneş ve Hürriyet gazetelerinde çalıştı. Gazetecilik kariyeri sırasında çeşitli sosyal ve siyasi konularda araştırma yazıları hazırladı. Araştırmalarında özellikle Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine ağırlık verdi.

2004 Yılından bu yana Soğuk Savaş sonrası Amerikan dış politikası, küreselleşme ve internet teknolojilerinin medya üzerindeki etkisi üzerinde çalışıyor. 11 Eylül’ün Amerikan iç ve dış politikasını nasıl değiştirdiğini anlatan “Amerikan Cinneti” adlı kitabı 2006 yılında yayınlandı. 1998-1999 döneminde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu üyeliği yaptı.

Zeynep Atikkan şimdilerde Aslı Tunç ile bir ortak çalışma ürünü olan ve Yapı Kredi Yayınları tarafından yayınlanan “Blogdan Al Haberi” isimli kitabıyla okurlarının karşısına çıkıyor ve dijital devrimin dünyaya getirdiği büyük değişimi, bu yeni sistemin medya dünyasını nereye sürüklediğini, Türkiye’de sanal alemin durumunu, ilerleyen yıllarda ortaya çıkabilecek dramatik sonuçları tartışıyor.